21 Haziran 2018
Kadının en büyük sorunu "şiddet"

Kadının en büyük sorunu "şiddet"

Kadir Has Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Merkezi tarafından her yıl gerçekleştirilen “Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Algısı Araştırması”nın 2018 sonuçları açıklandı

Kadir Has Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Merkezi tarafından her yıl gerçekleştirilen “Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Algısı Araştırması”nın 2018 sonuçları açıklandı. Araştırmaya göre 2018 yılında kadının en büyük sorunu: ‘Şiddet’. İkinci sırada ‘işsizlik’; üçüncü sırada ise ‘eğitimsizlik’ geliyor. Kadının toplumda yaşadığı en büyük dördüncü sorun ise ‘sokakta baskı ve taciz’. Türkiye’de kadınlık ve erkekliğe atfedilen özelliklerin ülkedeki aile, çalışma ve siyaset dünyasındaki yansımalarını değerlendiren araştırma birçok çarpıcı veriyi ortaya koyuyor.

En büyük sorun şiddet diyenlerin oranı %61

Türkiye genelinde kadınların en büyük sorunu yüzde 61 ile “şiddet” oldu. Araştırma yapıldığından bu yana en önemli sorun olarak belirtilen şiddet, giderek daha fazla bireyin sorunlar listesinde 1 numaraya oturuyor. Oran 2016’da yüzde 53, 2017’de ise yüzde 55 idi. Bu yıl ise yüzde 61’lik bir kesim tarafından “Kadının 1 numaralı sorunu” olarak belirtildi. Toplum, özellikle kadınlar, kadına yönelik şiddetle mücadele politikaları üretilmesini talep ediyor.

Toplumda fikir birliği: ‘Aile içi şiddet boşanma sebebi’

Araştırmada ortaya çıkan bir başka çarpıcı sonuç ise boşanma ve şiddet ilişkisi konusunda oldu. Katılımcıların yüzde 72’si aile içi şiddetin boşanmak için yeterli bir sebep olduğu konusunda fikir birliğine ulaştı. “Erkek, ailenin dirlik düzeni için zaman zaman şiddete başvurabilir” seçeneğine olumlu yaklaşan katılımcıların oranında ise düzenli bir düşüş söz konusu. Oran 2016 yılında yüzde 14; geçen yıl ise yüzde 11 idi. Bu yıl bu ifadeye olumlu bakanların oranı yüzde 5’e düştü.

Kadınlar kadın lider istiyor, kadın sorunlarına yaklaşım oy verme eğilimlerini etkiliyor

Ankette geçen yıl ilk kez sorulan “Bir kadın sizin görüşlerinizi savunan bir partinin lideri olsa, o partiye oy verir misiniz?” sorusuna kadın katılımcıların yüzde 81’i“evet” demiş; erkek katılımcılarda aynı oran yüzde 73 olmuştu. Bu yıl rakamlarda artış var. Aynı soruya bu yıl kadınlar yüzde 85, erkekler yüzde 74 oranında “Evet” dedi. “Diyelim ki bir seçim sezonunda çok benzer özelliklere sahip bir erkek ve bir kadın cumhurbaşkanı adayı var, hangisini tercih ederdiniz?” sorusuna geçen yıl kadın katılımcıların yüzde 63’ü, bu yıl ise yüzde 70’i “Kadın adayı tercih ederdim” dedi. Erkek katılımcıların yüzde 30’u da kadın adayı tercih edeceği yönünde cevap verdi. Geçen yıl bu oran yüzde 36 olarak gözlemlenmişti.

Yerel veya genel seçimlerde oy verilecek partinin diğerlerine göre daha fazla kadın aday göstermesi ve kadına yönelik şiddetle mücadele edeceğini vadetmesi oy verme eğilimlerini etkiliyor. Bir partinin seçimlerde daha fazla kadın aday göstermesi geçen yıl yüzde 30, bu yıl ise yüzde 36’lık bir kesimin desteğini alıyor. Partinin kadına yönelik şiddete karşı çalışacağını söylemesi kadınlar için büyük önem taşıyor. Kadın seçmenin yüzde 58’i bu vaadin oy verirken etkili olacağını belirtiyor. Oranda geçen yıla göre yüzde 10’luk artış gözlemleniyor.

Kadınların yüzde 28’i aktif olarak çalışıyor, yüzde 46’lık bir kesim hayatında hiç çalışmamış 

Kadının çalışma hayatındaki varlığının da sorgulandığı araştırmada ortaya çıkan sonuç, yüzde 28’lik bir kesimin şu anda aktif olarak çalıştığını gösterdi. Katılımcıların yüzde 35’i geçmişte çalıştığını, yüzde 46’sı ise hayatında hiç çalışmadığını ifade etti. “Kadınların iş hayatına katılımı ülkenin refahı açısından gereklidir” ifadesine katılma oranı kadınlarda yüzde 84; erkeklerde ise yüzde 73 olarak gerçekleşti.

Toplumsal cinsiyet algısı güçleniyor

Araştırmanın verdiği sonuçlardan biri de eşitlikçi toplumsal cinsiyet algısının güçlenmesi. Kadın ve erkeklerin kamusal ve özel hayatta eşit hak ve duruşlara sahip olmaları konusundaki tutumlar genelinin ölçüldüğü araştırmada; hem kadın hem erkekler arasında eşitlikçi toplumsal cinsiyet algısının güçlendiği gözleniyor. Ancak bu artışın genelde kadının kamusal alandaki hakları ve duruşu ile sınırlı kalıp, özel hayata yansımaların daha geride kaldığıgörülüyor. Bir çeşit “muhafazakar feminizm” yükselişinden bahsetmek mümkün. Örneğin kürtaj, ev ve çocuk bakımında eşit sorumluluk paylaşımı, evlilik dışı çocuk sahibi olmak veya birlikte yaşamak gibi konularda tutumların olumsuzlaştığı görülürken, özellikle çalışma hayatına kadınların katılımı ve ekonomik özgürlükleri konusunda eşitlikçi tutumların arttığı gözlemleniyor.

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız veya üye olunuz.